Cuma, Nisan 23

Piknik...



Yarın pikniğe gidiyoruz.


Nasıl mutluyum anlatamam. İçim kıpır kıpır, 1 haftadır bunu bekliyorum. Zıp zıp zıplıyorum. Aklımda bir sürü anı. Çocukluğuma dair.


Yarın sabah erken kalkılır. Piknik sepeti, itinayla hazırlanır. Tuz ve şeker unutulmammalıdır. Çünkü en çok onlar unutlur. Oralarda bulmak da zordur. İp, top ve hatta uçurtma sepetin içine atılır. Hırka, mont gibi kalın şeyler de "nemelazım" alınmalıdır. Eşyalar alınıp dışarı çıkılır. Bagaj yerleştirilirken, "Bunu da mı aldınız yaa" gibi sitemkar, ama içten içe memnun konuşmalar yapılır. Bu arada, sabah soğuğu da sırtı yalayıp geçmektedir, ama olsun güneş vardır. Hiçbir şeycik olmayacaktır. Arabada, laflar birbirinin üstüne biner. Herkes heyecanlıdır. Bu seslerden anlaşılır. Piknik mekanına gelindiğinde oturulacak yer konusunda tartışmalar başlar. Ama sonunda, "Evet ya oturalım işte buraya"ya gelinir. Bir kısım kahvaltı hazrılıklarına girişirken bir kısmı da yakın çevreyi keşfetmeye başlar. Çay da olunca, kahvaltıya oturulur. Ortak sohbet konusu açık havanın iştah açtığıdır. Kahvaltı bitip de ortalık toplandığında masanın üzerine gelip giderken atıştırılmak üzere, kek ve börekler konur. Bu arada keşif alanı genişler. Küçük gruplar halinde farklı alanlara dağılınır. Yaklaşık 1 saat sonra ellerde değişik otlar, taşlar, hatta bazen hayvanlarla geri dönülür. Eh bir çay daha içilir şimdi. İçilir. Sohbet sohbeti açar. Öğleden sonra rehavet zamanıdır. Ağaçlar arasında kurulan salıncaklara, yerdeki kilimlerin üzerine ya da hamaklara uzanılır. Kimi kitap okur, kimi gazete karıştırır. Kimi, kendini gözkapaklarını ağırlaştıran uyuklama haline teslim eder. Biri diğerlerinden daha erken rehavetini atıp top ya da iple diğerlerini dürtüklemeye başlar. Sonunda herkes bir aktiviteye başlar. Kimi yakan top oynar, kimi ip atlar. Kimi uçurtma uçurmaya uğraşır. Artık akşamüstü olmuştur ve mangal yakma zamanı gelmiştir. Bir taraftan da, dometesler, biberler, patlıcanlar mangalda közlenmek üzere hazırlanmaya başlar. Etlerin başındakiler için içki ve mezeler hazırlanıp yanlarına koyulur. Diğerleri de yavaştan demlenmeye başlar. Etlerin kokusu herkesi fena halde cezbeder, herkes en az bir kere, ne kadar güzel koktuğundan bahseder. Mangal başındakiler, diğerlerinin soğutmaması gerektiğini, onların orada hem pişirip hem yediklerini söyler. Etler mutlaka kalır ve civarda duran en munis köpeğe bırakılır. Keyifler yerindedir, herkes çok iyidir. Ama gitme vakti gelmiştir. Arabada herkes sessizleşir, çünkü açık hava iştahı açtığı gibi yormuştur da. Uyuklayarak eve varılır. Üzerimizde mangal kokusu...


Ne güzel olacak. Ne güzel...

6 yorum:

elegimsagma dedi ki...

Ieva aplaaaeeaeaaa! :) ne biçim çocuktun sen mamıt!

yakınuzak dedi ki...

Evet ya ne biçim çocuktu. Ama Yeva da tuhaf kızdı bence diğer taraftan. Bir de neydi?: Dondurma alaceeaaaeeaam. :))

İlker Küçükparlak dedi ki...

avcı toplayıcıyız işte kardeşim, pikniklen avutuyoruz kendimizi...
iyi eylençeler...

yakınuzak dedi ki...

Bak çok doğru dedin onu. Yalnız kanaatim odur ki, benden toplayıcı filan olmaz. Avcı desen, ava gidip avlanırım muhtemelen. İşte öyle uçurtmaydı, kuştu, böcekti derken arkamdaki dinazora yem olmam işten bile değil. Pekiyi bu noktada bu ne olur sevgili hocam? Evrimsel psikiyatrik bir açıklaması var mıdır? Yoksa doğal seleksyona mı sığınayım? :)

KuzeyGüney dedi ki...

Hihhh, ne güzel anlatmışsın canım kuşum:) Valla tam da böyle bir şeydi çocukluk pikniği. Nasıl geçti merak ettim...Vay bee, ne zamandır yapmadım böyle bişi, özendim bak şimdi. Fekat ben de bugün göle gidip iki saat uyudum, buna ne dicen bakalım? İp, top, mangal yoktu ama bi şekil açtık sezonu diyeyim.

yakınuzak dedi ki...

Valla kuzum, pek iyi başlamadı ama iyi bitti diyebilirim. Detayları veririm sonra. Sezonu açman müthiş olmuş kanaatimce. Pek iyiii, buradaki sezonu ne zaman açacaksın? Tarih, gün saat ver! :p