Çarşamba, Nisan 14

Neyse, İşimize Bakalım...



Sanıyorum ki, bu kadar patırtı yeter. Yes, orrayt derken hayatımızda bir meselenin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Yeni meselelere de yelken açımış bulunuyoruz hayırlısıyla. Hehehe ;)


Daha önce bahsettiğim, Tanıl Bora'nın, Türkiye'nin Linç Kültürü isimli kitaba, nihayet diğer saçmalıklardan vakit bulup, başladım. Aşağıdaki alıntı, çarptı beni:


"Linç sözcüğünün mecazi kullanımlarının son zamanlarda gündelik dilde hayli yaygınlaştığını fark ediyor musunuz? Özel hayatıyla ilgili "iftiralara" maruz kalan manken veya dizi ouncusu, medyanın itibardan düşürdüğü herhangi bir kamusal şahsiyet "linç edildiğini", "yargısız infaza kurban gittiğini" söyleyerek tepki gösteriyor. Haksızlığa uğradığını, adalet maruz kaldığını söyleyen meşhur egolar, "gerçek" linçlerin kurbanlarına çok nasip olmayan bir duygudaşlıkla karşılanabiliyorlar. Galiba linç kavramının "gerçek" bir infial konusu olmamasının işaretidir bu."
Türkiye'nin Linç Kültürü, sy.8


Bir keresinde hissettiğim bir şey aklıma geldi bunu okuyunca. Katıldığım gruplardan birinde, bir grup üyesi psikodrama oyunundan sonra, "linç ediliyor olmak"la ilgili bir duygusunu anlattığında, sırtım ürpermişti. Çünkü, "linç" kelimesi gerçekten benim de dilime pelesenk olmuş ve dolayısıyla, gerçek anlamı ve anlamın getirdiği yoğunluktan oldukça uzaklaşmıştı. Ama grup üyesi bunu o kadar "gerçek" anlattı ki, bende karşılığını buldu. Sonra, gerçekten linç edilmenin nasıl bir şey olacağını düşündüm. Buna dair, kitabın daha başında da, bazı betimlemeler var. Parçalıyorlar seni. Anlatıcılar tarafından sansürlenmemiş bazı masallarda bahsi geçen "kırk katır" cezası gibi; sen sürüklendikçe vücudundaki her bir et parçası bir taşta takılı kalıyor. Ya da, bir kaç saat daha ellerinden kurtulamazsan, başına gelecek bu.


Tıpkı, işkenceciyle ilgilendiğim gibi, linç edenle de ilgileniyorum. Acaba bu da, Jung'un tanımladığı, "herkesin içinde her türlü "hal"den biraz var" içinden mi geliyor, yoksa bazılarının içinde bu "hal" e mi geliyor? Bir çalışayım bunu, daha çok araştırayım diyorum, bir de olmadık bir şeyler karşılaşırım diye çok tırsıyorum.


Ama kitabı okumaya devam ediyorum; dolayısıyla:


...to be continued.

7 yorum:

KuzeyGüney dedi ki...

Al benden de o kadar. Isimize bakalim, evet canim.

yakınuzak dedi ki...

Öyle yavrum, hakkaten bişey oldu bana. Direkt işime bakıyorum. :D

İlker Küçükparlak dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
İlker Küçükparlak dedi ki...

sırrı süreyya önder de maraş katliamını filme çekmek istiyormuş. bir insan bir insana neden bunu yapar sorusuna yanıt bulabilme umuduyla.
kendisiyle bir toplantı yapmayı planlıyoruz, madem insandan anlama iddiasındayız... bekleriz..

yakınuzak dedi ki...

Hemen, koşarak...Yer, dakka, saat bildir aceleylen...

İlker Küçükparlak dedi ki...

önce kendisinden yer, dakka, saat alacaz. yani kendisinin de haberi yok bu organizasyondan henüz...
fakaaat ben ki martin brüneyi bağlamış adamım... (o da ayrı bir hikaye...)

yakınuzak dedi ki...

Hobarey diyerek detayları bekliyorum ivedilikle.

Gerekirse ben ayarlayayım randevuyu :)