Salı, Kasım 17

Kıskanmağa Gittim...



Evet, şu entelektüel yazar elbette ki filme gitti, çağrışım oradan. Ancak anlatacağı şey bu değil. Cümle içinde pek kullanılan bir kelime değil gibi; Kıskanmak. “Dün bir arkadaşımı gördüm, bilmem nereye müdür olmuş. Kıskandım.” Der miyiz? Demiyoruz galiba. İçimizde en söylemekten imtina etmeyenimiz “Kötü hissettim” ya da “Üzüldüm” ya da “Kızdım” diyoruz. Aslında en temelde kıskanıyoruz. Bizde olmayanı, sahip olamadığımızı mı? Aslında “başkasının olanı”. Yani, bir şey var, orda orta yerde duruyor, sizin değil ama kimsenin de değil. Burada kıskanılacak bir şey var mı? Mesela; bir vitrinde, 36 beden bir mankenin el değiştirmesi sonucu unutulan bir çift bacak mı kıskandığımız, yoksa yolda bir mini eteğin altında, uzun siyah çizmelerin üstünde yürüyen bir çift bacak mı?


Kıskanmak, telaffuzdan titizlikle uzak durduğumuz o olumsuz duygulardan daha farklı sanki. Yani daha kolay “kızdım” diyoruz da, daha zor “kıskandım” diyoruz. Çünkü hepimiz insanız, tabi ki kızabiliriz, ama insan olan kıskanmaz. Çünkü, kıskanmak aşağılık bir şeydir. Sen arkadaşının sevgilisi var da senin yok diye arkadaşını kıskanıyorsan, Allah belanı versin! İrtibatı kesmeli hemen. Çünkü senden her şey beklenir. Yarın öbür gün ayartırsın adamı, evlerden ırak… Heeeeh, işte mevzunun düğümlendiği yer burası. Ne demiştik? Kıskanmak, sende olamayanı istemek. Ve eğer yeterince çok istersen, elde etmek için her türlü pisliği yaparsın. Adam bile öldürürsün. Savaşlar da bir yanıyla buradan çıkmıyor mu zaten? O toprakta gözün var ya da o petrolde. Eh yeterince de gücün varsa, saatli bomba gibisin.


Kıskanmamak mümkün mü? Başkasında olana arzuyla bakmamak, “nefsini terbiye etmek”. Neden hep aynı örneklere bakıyoruz? “Adamlar Kaş’a yerleşmiş, bahçeli evleri var, her gün domates salatalık bahçeden,…” cümlesinde yok mu kıskanma? İnsana dair bir hissiyat nasıl bu kadar korkunç, dehşetengiz, vahşi olabilir? Aslında kıskanmayla mücadelemiz, elimizdekini başka “avcılardan” korumak üzerine mi?


Hafta sonu bir film izledim. Bir Fransız korku filmi. Detaya girmeyeyim, ama filmde adam bir günlük hakkında şunları söylüyor: “Bütün kitaplar sorular sorar en nihayetinde; bu cevapları veriyor.”


Bu, yazar kulunuz da görüldüğü üzere ancak soru sorabiliyor.


Not: Bu yazının ilham perisi aslında filmden evvel, sevgili arkadaşım, süper insan, Atom Karınca, Nefrin’dir. Mörfi Kanunlarından buraya nasıl geldim, bilemiyorum…

2 yorum:

İlker Küçükparlak dedi ki...

haset var bi de kıskançlık var bi de... sanki intervizyonların son düzenli toplantısında bu konuda hazırlayıp geleyim ben demiştim ben sanki.. hayal meyal..

yakınuzak dedi ki...

O diil de sen nerden buldun bloğu ben onu merak ettim. Hasetten mi buldun aceba? :D

İntervizyonu yapsak hayırlısıyla, ne atraksiyonlar içinde yuvarlanacağız ama,...