Çarşamba, Kasım 11

İnsan Neyle Yaşar?


Bu başlığı İstanbul'un herhangi bir yerinde okuduğunda; dalga geçmek, spontanitesini "check" etmek, ya da gerçekten ne bulabileceğini görmek için, cevaplamayan insan, sanırım, yoktur. Bu yüzden çok sade bir mantıkla insan bienalle yaşar da diyebiliriz. Neyse...


Buraya nereden geldik diye aklı karışan yazar, bir av köpeği gibi çağrışımlarının izini sürerek asıl mevzuya gelebilir mi? Gelir. Ne dedik? Spinoza terapisti dedik. Spinoza'nın terapisi bir yana, kendisi hakkında iki laf edebilmek için bile kırk ambar ekmek yemem lazım. O mevzuyu yavaş yavaş konuşuruz, sindiririz. Ama "Neden oluyorum ben Spinoza terapisti?"


Spinoza terapisti olursam, herhalde, en kötü ihtimalle ismim duyulur; eh işlerim de açılır. Paraya para demeyebilirim. Ne işime yarar bütün bunlar? Ben neyle yaşıyorum? Parayla mı?


Ben muhabbetle yaşıyorum...


O nedenledir ki, beni paraya götürebilecek her düşünce, ihtimal sınırları içine giriyor. Para demek, muhabbetle çatır çatır yenecek yemekler, çıkılacak tatiller, içilecek envayi çeşit içkiler demek.


Diyeceksiniz ki, sayın yazar, hiç mi yok bir tanınma, literatüre geçme, isim anası olma hevesin. Vallahi yok... Benim işin kendisinden alacağım zevk, okuma, anlama ve kendime yorma sürecinden bir tık öteye gitmez, biliyorum şu sapık bünyeyi.


Ben ne yapayım şanı şöhreti, Berfu'ya, "Bu akşam bilmem nerde konuşmaya gideceğim, o nedenle geçen 3 seferde olduğu gibi bu sefer de seninle rakı içemeyeceğim Asmalımescit'te" diyeceksem. Ya da param olsa ne olur "Ya seninle de ne zamandır görüşemiyorduk Burak'cım ama ben ancak yarım saat kalabileceğim, yetiştirmem gereken bir yazı var da"cümlesini kuruyorsam sıkça.


Hayatta her dakika özlediklerimle, özlem giderebilmek için varım. Bunu yapamıyorsam, bundan dolayı huzursuzlanıyorsam, ne yapayım mutfağımdaki şişe şişe Porto şarabını. Neye yarar?


Var öyle insanlar. Hayatları ajandalarına aldıkları ve bittikçe üstlerini çizdikleri işlerinden ibaret. Akşam yemekleri, ikindi kahveleri, gece partileri de dahil. Hep merak ederim, acaba hayata dair ne biriktirirler?


İşte bu yüzden, ben Spinoza'nın kendisini de terapisini de severim, yaparım icab ederse. Ama ufak bir kafe açar orada pesto soslu makarna da yaparım. Yeter ki, akşam yemeğinde dostlar, sevilenler, özlenenler olsun, ister Spinoza ister portakalağacı okuması yapalım, kafamıza ne eserse...

5 yorum:

KuzeyGüney dedi ki...

Aslım ne güzel yazmışsın. Altına imzamı atmak istiyorum.
Canım, spinoza'dan çok para kazanınca beni nüfusa geçirir misin? Böylece İstanbul'da gül gibi yaşayıp gideriz balım.

yakınuzak dedi ki...

Yavru muhabbet kuşum,
Sen ben Spionzyen olmadan da buraya gelirsen ben seni nüfusuma geçririm,nedir? Hatta sen buraya gel,ben seni istediğin her yere geçiririm.

İlker Küçükparlak dedi ki...

muhabbetti, spinozaydı demişken. tezi vasıtasıyla evrimsel psikiyatriyle zehirlediğim bi arkadaş overdose çalıştığı bi akşamda facebooktan martin brune'ye arkadaşlık teklif etmiş. muhabbetine...

yakınuzak dedi ki...

Zuhaha, adam da kabul etmiş mi?
Ya bu arkadaşlık teklif etmek de çok komik bi kullanım ha. Biz lisedeyken çıkma teklif etmek yerine kullanılan bişiydi.

genç ekibin ortancası dedi ki...

Spinozyanım Aslıtom;
Biliyorsun herkes neyi iyi yapıyorsa ona kitliyor kendini. Ya içten edilecek iki lafın yoktur ya da arkadaşım diyecek biri yoktur ajandadan işleri temizlemekle övünüyorsan. Bu durumda buluşalım diyecek adama söyleyeceğin en iyi laf da "kusuruma bakma" kadar senden oluyor işte...
Belki de sen de çok iyi bir arkadaş, en içten sohbetlerin aranan insanı olduğundan iş güç bir tarafa arkadaşlarımı verin bana diyorsundur ne dersin :)