
Bir oda var, odanın içinde bir soba. Dökme demir, gri. Nasıl da yanıyor...Ritmik, güp güp güp güp... Tam sobanın yanında bir sedir var, duvara dayalı tarafında basma kumaştan yastıklar, içi pamuk dolu, bazılarınınki saman. Sedirin üzerinde bir kilim, renk renk, sıkı sıkı örülmüş, ama yumuşak. Oda pek sıcak. Şu kapının dışı nasıl soğuktur şimdi adımını atsan. Brrr...Ama oda sıcacık, battaniye gibi örtmüş üstümü. Sedirde kıvrılmışım. Güp güp sesi, sobanın üstünde kaynayan çayın tıslayan sesi, arada yanan kömür sesi. Başka hiç ses yok. Bir kedi var, ben uzanınca gelmiş yanıma, kafasını karnıma sürte sürte yer aramış kendine. Kolumu kaldırıp göğsüme doğru bastırmışım, o benden önce uyumuş, burnundan soluk alıp veriyor, duyuyorum. Ama hep kapalı gözlerim. Kaslarım gevşedikçe gevşemiş. Uykuyla uyanıklık arasında hayalle rüya peşinde geziyorum. Biri üstüme yumuşacık hafif bir örtü örtüyor.
Gözümü açıp kim olduğuna bile bakamıyorum. Uykuya çekiliyorum ihtirasla.
Ölüm böyle bir şey olmalı...
4 yorum:
Aslım, öyle bir anlatmışsın ki...yani nasıl diyeyim ölüm pek bi huzurlu geldi, o derece.
Canım,
Bence ölüm zaten huzurlu bişey. Yani artık hiç acı yok düşünsene. Yani en azından benim tahayyülüm öyle. Çok fantastik bir şey. Acı çok acıtıyor bi yerden sonra.
Ama yine de, şimdilik, ölmek istemiyorum ben...
Karbonmonoksit zehirlenmesi. bildim onu...
Lodasa dikkat!
Tramvay kardeşim bilimsel yaklaşmayınız mevzuya, edebi bakınız biraz, kedi diyorum, örtü diyorum, onlar kalmamış akılda?
Yorum Gönder