Salı, Temmuz 7

Macera

Haziran ayı oldukça hareketli bir aydı gerçekten. Düğünlerden sonra son durağım Fethiye'nin şirin beldesi Kayaköy oldu.


Aslında bu tatil bir süredir planlanıyordu. Sinem, Barış, Burak ve ben, bir tatil peşindeydik. Ama her şey o kadar hazırlıksız oldu ki, ben bile bu tatile gidip geldiğimize şaşıyorum. Zira, tatil zamanı tatilden 1 hafta önce, mekan ise yaklaşık 3 gün önce netleşti.


Ben aralarına katıldığımda, Sinem, Barış ve Burak 2 gündür Kayaköy Sanat Kampı'nda olmaları nedeniyle, ahaliyle kaynaşmış, hatta arkadaşlar edinmişlerdi. Sabah Fethiye'ye indikten sonra Kayaköy minibüsleri marifetiyle mekana ulaştım. Yalnız, tam inerken şoför, "işte burası" anlamına gelen bir el işareti yaptı. Ben, "ha, ne burası mı yani?" demeye kalmadan da gözden kayboldu. Gösterdiği yer bildiğin tarla. Tabi, doğal ortama gidiyoruz ya, dedim ki herhalde epey doğal buralar, başladım yürümeye. Ama bir tuhaflık var, otların üstünden atlıyorum, tezeklere basıyorum filan. Bir baktım, yan tarafta bir tane at var. Artık bu işte bir iş var diyerek Sinem'i aradım. Gerçekten yanlış yöne gidiyormuşum! İyi ki önüme sadece at çıktı, ya yılan filan çıksaydı. Bak gene nasıl terörize oldum!!


Sinem'în direktifleri doğrultusunda mekana doğru ilerledim. Bu kez de köpeklerle karşılaştım, hav hav bir başladılar, kendimi şaşırdım. Meğer aslında yine yanlış sayılabilecek bir yola sapmışım. O esnada köpek seslerini duyan Sinem de geldiğimi anlamış! Canım benim :)


Odaya yerleşip ısınma turlarına başladım. Aşağıdaki gibi bir yer:














Aslında burası isminden de anlaşılacağı üzere sanat atölyelerinin olduğu bir kamp ama biz başka mecralara da yelken açmak niyetinde olduğumuzdan atölyeleri sadece uzaktan izledik. Onlar çalışırken biz çimlerde yattık.



Bu arada Barış inanılmaz bir sabır ve azim örneği göstererek bana bisiklete binmeyi öğretmeye çalıştı. Kendisinin uğraşları neticesinde toplam 10-15 saniye kadar kendim gidebildim. Dediğine göre öğrenmeme çok az kalmış. Bu arada bacakları, topuğu filan parçaladık ayrı konu. Ama şu hayatta bir şeyi daha öğrenmeye ramak bırakmış oldum. Huzurlarınızda kendisine bir kez daha teşekkür etmek istiyorum...



Her öğleden sonra bir yere gitme faaliyetlerinin ilki Soğuksu Plajı'na gitmek idi. Gitmek derken sakın bir vasıta ile gitmek zannedilmesin, yoo hayır. Yaklaşık 50 dakikalık bir dağ tepe tırmanma, bacakları çalılara çizdirme, börtü böcekle mücadele etme parkurundan sonra mekana ulaştık. Bu arada terkedilmiş bir sürü Rum evi gördük. Çok acayipti.

































Soğuksu Plajı muhteşem bir yer. Böyle gidiyorsunuz gidiyorsunuz, havuz gibi bir bölge var, gerçekten su buz gibi. Barış ve Burak girdiler, biz sadece ayaklarımızı sokabildik. Su o kadar berrak ve sakindi ki çıkmak istemedik.

















Barış da çıkmak istememiş ve kenarda çip çip çip çip yüzmeye devam etmişti. Taa ki, deniz çiyanı denen o mel'un hayvan kendisindeki zehri Barış'a zerkedene kadar...Böyle bir şey, böyle yaptı:
















Yine de kendisi oldukça metanetli bir insan olarak, uygulanan yanlış tedaviye rağmen, eğlenmeyi ve eğlenceye iştirak etmeyi ihmal etmedi.



















Akşamüstü, aynı yolu yürüyerek kampa ulaştık. Delice lezzetli yemekler bizi bekliyordu. Delice yedikten sonra bizi toplayıp bir bara(?) götürdüler. Buradaki ortam, içkiler ve müzik Burak ve Sinem'i bambaşka bir aleme götürdü. O kadar ki, dans ederken fotoğrafta görünmüyorlardı. Vay didik!











Ertesi gün biz Sinem'le cam atölyesini ziyarete gittik. Deniz, öğrencilerine :), muhteşem şeyler yaptırmış. Ayrıca Deniz muhteşem bir evde kalıyor, ayrıca Deniz'in muhteşem bir dövmesi var...















Öğleden sonraki mekan, Gemiler ve yahut St. Nicholas adasıydı. Buraya önce kampın çılgın minibüsü, ardından da bir gün evvel kendisinden gözleme aldığımız amca ve teyzenin muhteşem teknesi(!) ile ulaştık. Kendileri meğer, koy koy dolaşıp gözleme satarlarmış.




















Burada çeşitli kiliseler var. Bol miktarda da tekne. Ayrıca deniz motorları. Bunlar nedeniyle çok fena sinire kestik. Akşam üstü, güneşin batışını izlemek için tepeye tırmandık. Manzara nedeniyle, yine, kendimi kaybettim. Arkadaşlar da türlü yoga hareketleri ile kendilerini bulmaya çalıştılar.





























































Akşama kampta mangalda balık, rakı, oynak bir ortam ve Barış'ın ikizi Danish'in doğumgünü vardı.












































Ertesi sabah ben erkenden kalkıp Karuna'nın yoga dersine katıldım. Enteresan bir deneyimdi. Ama bana pek gelmeyecek tarafları olduğu kesin. O gün Kabak Koyu'na gitmek üzere yola çıktık, akşam saatlerinde Ölüdeniz üzerinden Kabak Koyu'na ulaştık. Nerde kalalım, nerde kalalım derken Şubat ayında hizmete girmiş olan Shanti Garden'ı bulduk. Hiç de pişman olmadık. Denize en yakın, yemekleri en güzel yeri bulmuşuz meğer. Bir de Megi vardı, dişi bir Labrador, hastası olduk hayvanın.






























Kabak Koyu, daha doğrusu Gemile Koyu, Kabak Vadisi, orman ve denizden ibaret. Kendinizi gerçekten ıssız bir adaya düşmüş gibi hissedebilirsiniz. Bazen biraz kaybolmuş gibi. Karşınıza bir insan çıktığında da birden bire bulunmuş gibi. Ama aslında bulunmak istemiyormuş gibi. Dolayısıyla biraz hayalkırıklığına uğramış gibi. Ama insan uzaklaşınca, tekrar başa dönmüş gibi.
Heyecanlı değil mi? :)



Kabak'ta belki dudak bükebileceğim şey deniz oldu. Kötü değil kesinlikle, ama çok dalgalı olduğunda su bulanıyor ve Ege'ye pek yakışmıyor sanki. Yine de, elbette, bir çok denize tercih ederim.































Kabak'taki ikinci günümüzde İbrahim Hoca'yla tanıştık. Kendisi Kelebekler Vadisi'nde dalış yaptırırmış. Bir sonraki gün için dalış önerdi. Barış ve Burak hevesle kabul ettiler. Biz Sinem'le kulak problemi yaşayan kadınlar olarak (Daha sonra Kelebekler'de rastladığımız Danish bizimle bu nedenle hafiften dalga geçti) dalamayacaktık. Ertesi sabah için sözleştik.



İbrahim Hoca, bizi Zodyak tipi botuyla almaya geldi. Zar zor bota bindikten sonra suları yara yara Kabak'tan Kelebekler'e gitmeye başladık. Bota tutunmak zordu (meğer asıl zoru daha sonra göreceğimiz varmış) ama hayatımda yaptığım en güzel yolculuklardan biriydi. Burada Barış ve Burak dalış hazırlıklarını yapıp aşağıdaki kıvama geldiler:













Onlar dalarken biz de Sinem'le denizin ve manzaranın tadını çıkardık. Buradaki deniz hayatımda gördüğüm neredeyse en güzel su. Rengi, duruluğu hayal gibiydi. Orada kalmak istedim. Akşamüstü de gün batımına karşı Tai Chi yaptılar. Acayip mistik bir ortam.











Orada kalmayı biraz fazla istemiş olmalıyım ki; İbrahim Hoca bir kısım insanı başka bir koya bırakmak üzere gitti, gelmez. Artık güneş batmak üzereydi ki, vadinin başlangıcında göründü. İnanılmaz bir dalga var. Ben binerken ayağım kaydı, botun altına düştüm. Zar zor bindik bota. Daha tam yola çıkmadan kaptan, "ne yapsak bilemiyorum, acaba Kabak'a yanaşabilecek miyiz çok merak ediyorum" gibi sözler sarfetmeye başladı. Sen bilmeyeceksin de biz mi bileceğiz? Daha koydan çıkmadan "Durun şuna benzin ekleyelim" diyerek bize koca bidondan yakıt deposuna, o sallantının içinde, benzin doldurttu. Besmele ile yola çıktık. Ancak öyle bir dalga var ki, yerimizde zor duruyoruz. Önde oturan Barış ve Sinem her dalgaya vuruşumuzda yerden 10cm kadar yükselip tekrar yere çarpıyor. Çok tehlikeli, ancak adrenalin had safhada. Beni bir gülme aldı. Artık, hıçkırıyorum gülerken, neyse ki motorun ve dalgaların sesi nedeniyle sesim duyulmuyor, çünkü eminim korkunç vaziyetteyim o esnada.

Güç bela kıyıya ulaştık. Kahramanca, botu sahile çektik. Ancak "maceradan maceraya koştuk" cümlesinin hakkını verdik.

Dönüş yolu, her tatil dönüşü olduğu gibi sıkıntılıydı. Gelirken içinde mışıl mışıl uyunan otobüs, dönüşte dar geldi, mutsuz olundu. Kendi bitti, anısı kaldı tatilin.

Bu hayatımdaki en güzel tatillerden biriydi. Meğer ben ne spontan ne maceraperest insanmışım. Bunları da severmişim. Heyecan benden hiç de uzak değilmiş. Vay canına!

Elbette, bu imkanı bana sağlayan muhteşem tatil arkadaşlarım Barış, Sinem ve Burak'a da teşekkürü bir borç bilmeliyim :D Gene yapalım olum...

1 yorum:

Genç Ekibin Ortancası dedi ki...

Çoook güzelmiiiiş.Senin süper anlatımınla bu olan biteni okuyup gitmek istemeyen var mıdır?