Oldukça eski zamanlardan beri gitmemiştim Bozcaada'ya. O nedenle, dostlarla tekrar gitmek benim için ziyadesiyle anlamlıydı. Yes, orrayt derken, hiç alışılmadık bir biçimde bir ay evvel verilen karara uyup cuma günü Yenal ve Gizem'in hususi vasıtası ile yola düştük. Arabada bir de Sinan olunca, 3 şoför değişe değişe kullanırken biz de Çiğdem'le arkada yayılarak manzaranın ve Işın Karaca'nın arabesk albümün tadını çıkardık. Dert bendeeee, derman sendeee diye diye 4 saatte Çanakkale'ye girmişiz. Oradan ver elini Bozcaada. Vallahi hiç değişmemiş. Aynı Koreli, aynı Polente. Ancak, akşamki kalabalığı görünce, "Bozcaada bitmiş mi acaba?" diye düşündüm. Sonra da " Yok ya, bitmemiş daha bence" filan diyerek kalabalığı ve uçuşan beyaz elbiseli, mantar topuklu, kocaman küpeli ve bronz tenli kadınları rasyonalize temeye çalıştım. Ettim de. O gece Çiğdem ve Sinan'ın kurtlarını dökerken ben de omuz oynatarak oturduğum yerden kendilerine eşlik ettim. Bir de karadut votka içtik ki, bardak bardak içilir, o derece. Ama o kadar içemedik tabi, zira fiyatlar biraz artmış ben görmeyeli. Neyse, az içelim öz içelim dedim ben. Sonra zaten odamızın yolunu tuttuk.
Ertesi sabah erken kalkan ben oldum tabi. Gittim sahilde yürüdüm biraz. Denize baktım, ufka baktım. Bir pardesüm eksikti. Orada hülyalara dalmışken Çiğdem'in telefonu ile kendime geldim; uyanmışlar beni bekliyorlar. Gittik kahvaltı ettik, Ayazma'nın yolunu tuttuk. Orada Vahit'in Yeri'ne yerleşip soluğu denizde aldık. Ancak o da ne? Bozcaada'nın demiri kesen soğuğundan eser yok. İnsanın çıkası gelmiyor. Çip çip çip yüzüp güneşlenmeye çıktığımızda Yenal'ın, lise arkadaşları Saygın'la karşıdan geldiklerini gördük. Meğer denizden çıkmış kendisi. Ayrıca, meğer Saygın benim de lise arkadaşımmış. Böyle enteresan olaylar. Sonra biz kızlar olarak adayı gezmeye karar verdik. Aman ne güzel de olmuş. Kesinlikle her gördüğüm sulak alanda yüzmenin bana ayrı bir keyif verdiğini bir kez daha anladım. Akvaryum koyunda yüzdük. Evimize geri geldik ve akşam için hazırlanmaya başladık. Çünkü Gizem'in doğumgünü idi. Süper mezeler, donmuş pasta ve başarılı balıklar eşliğinde geçirilen güzel bir gece yine maalesef sona ermişti. Ertesi gün yaşadığımız rezervasyon krizi ve Silivri'den dönen yazlıkçılar sorunsalı dışında elbette tatile damgasını vuran Mardin kapısından atlayamadım, liralarım döküldü toplayamadım isimli şarkının her fırsat bulunduğunda zılgıtlar ve halaylar eşliğinde icra edilmesiydi. Tabi ilk gece içilen çorbaları, "Buradan ev alacaktık zamanında" konulu pişmalık konuşmalarını ve kafaya konulan gelecek planlarını da unutmamak lazım.
Haftaya yazımızın konusu: Paşalimanı adası
Herkes sevgiyle kalsın ve kendine iyi davransın. Dost başa düşman ayağa baksın. Bence.
2 yorum:
Yazının başlığındaki Bozcaada'yı görünce bile heyecana geldim.Geçen yaz çevremde kim varsa gitti de bir ben kaldım geriye.
Annemle babam pek anlamlandıramadı ,bir başka önemli zat-ı muhtereminde Polente Burnu'nda kendi iç yolculuğunu , hem çok kalabalık hem çok sakin , dünyanın bir ucu gibi olan adayı ballandıra ballandıra anlattı bana.
Baştan ayağa bütün fotoğraflara baktım , güzel yazınızı da biraz haris duygularla , iç çekerek okudum .
Sevgili Dişi Geyik,
Bu hissiyatı kuvvetli yorumunuz için teşekkür ve takdirlerimi sunarım evvela.
O zat-ı muhterem kimse, pek doğru söylemiş. Ben de biraz çıktım o iç yolculuğa ve böyle bir yolculuğa çıkmak için en güzel yerlerden biri burası sanırım.
Ancak başkalarının anlattığıyla olmaz,anı edinmeli. Orada durup denize bakarken, o zamana kadar edindiğim tüm anıları düşündüm, içim cız etti, sonra onları güzel bir paket yapıp bir kenara koydum. Şimdi yeni ve taze anılarım var.
En kısa zamanda tecrübe etmeniz dileğiyle...
Yorum Gönder