Çarşamba, Ağustos 12

Leonard Cohen Çarpması...


Haberi ilk duyduğumda vücuduma bir sıcaklık yayılmıştı, hatta neredeyse gözüm doluyordu. Ben İstanbul dışına çıktığımdan, "Kalmaz malmaz aman diyeyim" korkumuza istinaden Arzu koşarak gidip almıştı biletleri. Odamdaki kitaplığın en görünen ama en zor ulaşılan yerinde sakladım onları. Kullanma zamanı gelene dek. Ve 5 Ağustos 2009 saat 20:00 sularında elimizde biletler, kalbimiz güm güm Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun yolunu tuttuk. Oturduğumuz yerin konumu itibariyle bir çekirdeğimiz eksikti. Zira, kapının neredeyse hemen yanındaki koltuklarımızın önünden, bize görünmeden geçebilen kimse olamadı. Biz de, elbette ki, dedikodu, kritik, kikirdeme, vb. yapmadan bırakmadık geçenleri. Saat tam 21:00'de önümüzden geçen, geç kalmış insan güruhu arasından, Cohen, sahneye fırlayıverdi. Biz önce anlamadık, teknisyenler ya da "ön grup" falan zannettik. Ama hayır! "Bildiğimiz" Leonard Cohen, 75 yaşın tüm ihtişamıyla "Dance Me to the End of Love" diye başlayıverdi. Sırtıma kadar ürperdim. Anlayamadım, algılayamadım. 3 şarkı boyunca da kendime gelemedim. Hayatım boyunca böyle bir şey yaşadığımı hatırlamıyorum. Orada olduğuma ve "O"nun orada olduğuna inanmıyordum. Sanki evdeydik ve Arzu geleneksel playlistimizi açmış, "ain't no cure for love"ı çalıyordu. Konseri yüzümde kocaman bir gülümseme, zaman zaman gözlerimi kapatarak, zaman zaman gökyüzüne bakarak, ama çoğunlukla ellerim kalbimde dinledim. Diyorlar ki, bir şarkıda sahnenin üzerinden bir yıldız kaymış.

Sıra Famous Blue Raincoat'a geldi. Leonard Cohen başladı: "It's four in the morning, the end of December...". Ve devam etti; "...and what can I tell you my brother, my killer?" Hıçkırmaya başladım, gözlerimden yaşlar indi. Söylenenlere göre, şarkı başladığı anda tiyatrodaki sigara yasağı bir anda delinmiş, insanlar birer sigara yakmış. Ne sigarası, kendimi yakıyordum adeta. Şarkıda anlatıldığı gibi bir şey, bildiğim kadarıyla, yaşamadım. Lakin, Cohen bunu yazarken ne hissettiyse, sanki aynısını hissettim.

Sonrasında bisler birbirini izledi. Hiç bitmesin istedim, orda sonsuza kadar kalmak istedim. Zaten 1 hafta boyunca da ayık gezmedim, fena çarpılmıştım.

Ben, söylenen her şeye rağmen, tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyorum. Yaşayan en büyük müzisyen, şarkı sözü yazarı, bestecilerden birini gördüm, duydum, dinledim. Çocuklarıma sadece bunu ve ne yaşadığımı anlatsam bile, sanırım akıllarında yer edebilirim :)

Bu arada konserde olamayanlar vardı...Keşke olabilselerdi...


Bu yazı onlar için olsun o vakit...:) :)

4 yorum:

KuzeyGüney dedi ki...

Aslım, ben bile burdan heyecanlandım, o kadar güzel anlatmışsın ki. 75 yaşımızda Leonard gibi olabilmeye içelim bir dahaki sefere bak.

yakınuzak dedi ki...

Evet yavrım, gerçekten ileri derecede heyecan vericiydi. 75 yaşımızda Leonard Cohen'in tırnağı bile olmaya içebiliriz açık konuşayım :)

Deniz Ural dedi ki...

Aslıcım, öyle güzel anlatmışsın ki, gitmiş kadar oldum diyesim geldi. Ama söz konusu şahıs Cohen olduğundan diyemiyorum. Bununla avunurum, eline sağlık kuzum :)

yakınuzak dedi ki...

Deniz kuzusu, gelseydin hakikaten keşke :(. Ama ben sana bir araya gelince detayları aktarırım. Bak ne diyorum: Bir araya gelince. Daha da bir şey demiyorum :)