Aslında macera çoook çok evvelinde başladı. Ancak ben burada sadece gezi kısmını anlatırım;zira sahifeler yetmez…O yüzden kemerlerimizi bağlayalım: Aslı and Derya are on board :)

Efendim, sabah 8.40 uçağına atladığımız gibi yaklaşık iki buçuk saat sonra kendimizi Berlin Tegel havalimanında bulduk. Elimizi kolumuz sallayarak geldiğimiz nokta pasaport kontrol noktası oldu ki bizi orada iki tane sarı, sarı oldukları kadar musibet iki polizei bekliyordu. Vizelere baktıktan sonra dönüş biletiniz nerede, davet mektubunuz nerede, otel rezervasyonunuz nerede gibi sorular yönelttikler ve Derya’yla aval aval birbirimize baktık. Tabii Derya benden daha organize bir insan olduğundan çat diye çıkarıp davet mektubu ve otel rezervasyonunu gösterdi, ben avallığa devam ettim. En sonunda bir de cebimizdeki parayı soran memurdan bozma arkadaşlarımızdan Derya’nın tarafında olan bana parmağını sallayarak “Baaah, bu seferlik alıyorum, ama bir dahaki sefere gözünün yaşına bakmam söyleyiveriyim” diyerek saldı bizi. Sonrasında Ninja Kaplumbağa kabuğu biçimindeki çantaları kapıp, Derya’nın, Resimli Berlin Ansiklopedisi (RBA) biçimindeki kitabından öğrendiğimiz üzere, x9 numaralı otobüse ve oradan da s-bahn isimli metro ağına binerek otele ulaştık. 1 saatlik uykudan sonra RBA’mız elimizde, vurduk kendimizi Messe bölgesindeki KantStrasse sokaklarına. “Bak buradan dönünce oraya çıkıyoruz” diye diye toplamda kesintisiz 3.5 saat yürüyerek kendimizi kaybettik. Bu esnada önümüze çıkan bilimum kilise, tiyatro binası ve tarihi ve turistik binaları da neredeyse tek tek keşfettik. Bu arada ben neredeyse her bölgede en az bir noktayı sonrasında pek çok özleyeceğim güzel ülkeme benzettikçe Derya'ya fenalık geldi. "Oğlum, burası aynı bizim Karadeniz" ya da "Aa, Haydarpaşa be burası" gibi. Gezimizi bizim Berlin’in Bağdat Caddesi diye tarif ettiğimiz ve Berlin’lilerin Ku’dam dediği bölgeyi de tavaf ederek sonlandırdığımızda ben belimi Derya da ayak tabanını Savignyplatz civarında bırakmıştık. Sızarak uyuduk.

Ertesi gün, bundan sonraki maceralarımızda bize eşlik edecek Pınar, Yeliz ve diğer Pınar arkadaşlarımızla buluşup kendimizi müzeler adası olarak nitelendirilen alanda bulduk. Burada arka arkaya 3 müze gezince sanat zehirlenmesine gark olduk. Bunun üzerine bir de adamların yarısını Türkiye’den yarısını Suriye, Irak ve İran’dan yürüttükleri “Pergamon Museum” (tanıdık geliyor değil mii?) ı gezince zehirlenmeye sıkıntı ve sinir eklendi. Adamların koca sunağı, Halep kapsını, vb. gasp edip bir de üzerine Myth and Truth isimli bir bienal yapmaları kendilerine keserle saldırma ihtiyacı oluşturdu yorgun bünyelerimizde. Neyse ki, Berlin’de yiyip yiyebileceğimiz en iyi yemeklerden birine soluksuz atladığımız İtalyan restoranı vardı da kendimizi karbonhidrata verdik. Sonra odaya geldik ve yine sızdık.



Oldu mu sana pazartesi…Artık dedik, aynı ekip, bir Zoologchisher Gartena (böyle yazılmıyordu galiba), yani hayvanat bahçesine gidelim. Buraya girmemizle kendimizi adeta bir çeşit safaride bulmamız aynı zamana rastlar. Bu arada girerken görevli insan bize dedi ki “Akvaryum için bilet kesmiyorum, hayatta gezemezsiniz, zira kapanmamıza 3.5 saat var”. Biz de mevzuyu anlamayarak “Hayırlara çıkar inşallah” deyip içeri daldık. Aman yarebbim! O delişmen filler, aslanlar kaplanlar, maymunlar, Almanca yazdığı için ne olduğunu anlayamadığımız bilimum mahlukat. Bir çoğunu alıp eve getirme isteği uyandırdı deli gönülde. Ama dikkatinizi çekerim bir çoğunu dedim; hepsini demedim. Sonra gel dolaş git dolaş akvaryum bölgesine geldik. İçeri girince kapıdaki kadın “Bilet kesemem size, 1 saat var gezmeniz için, hayatta kesmem” dedi. Biz de bir daha gelemeyeceğimiz bildirerek ısrar ettik. Bunun üzerine de kadıncağız bize çocuk bileti kesti, sonsuz adalet duygusuyla. Daldık ortama. 50 dakika sonra turu tamamlayıp aşağı indiğimizde yüzümüzde Türklere özgü bir gülümseme vardı. Heyt bee! Ancak bu hızlı tur içinde denizatlarını kaçırmış olmam, sonraki günler boyunca kızların başının etini yememe sebebiyet verdi. Neyse, o gün de o biçimde sonlandı diyelim.


Bir sonraki durağımız Berlin Duvarı bölgesi ve Check Point Charlie idi. Buralarda çekilmiş çilelerin fotoğraflandığı müzeyi gezmek Almanya’daki en enteresan şeylerden biriydi diyebilirim, zor durumlar insanları nasıl yaratıcılıklara sürüklüyor, hayrete düştüm. Tabi bu noktada en çok aklımızda yer eden zamanın Doğu ve Batı Berlin’ini ayıran geçiş noktasında eşek kadar yazan “You are leaving the American Sector” yazısı ile bezenmiş kupalar, kartpostallar ve bu adamların bir savaşın getirdiği dayanılmaz acılardan sağladığı kardı. Ee, çalan çırpan adamdan da başka bir şey beklemiyorsun tabi. Bu durumun bünyemizde yarattığı sıkıntıdan kurtulmak amacıyla bir de Türk Mahallesi’nde turlayalım dedik. Bir de ne görelim, saat 9’dan sonra kabuğuna çekilen şehir değil burası, almış coşkuyu. Barlarda kahkaha atan insanlar. Olacak iş değil. Biz de aldık coşkuyu, oturduk bir bara. Meğer adamlar Türk’müş (aman pek tuhaf!). Derya ve Pınar Happy Hour’dan faydalanarak 2 kokteyl istediler. O an onların bittiği andı. Rengarenk kokteyllerin önce dış görünüşüne, sonra üzerindeki meyvelere, en son da tadına hasta olan arkadaşlarımız birden çarpıldı ve pek bir sevimli oldular. Paylaşılan sarhoşluk mudur nedir, biz de bira içen diğer 3 insan, bu duruma ortak olup vara yoğa nihuhaahaha diye kahkahalar atmaya başladık. O kadar ki yan masadakiler homurdanmaya başladı. Alışık değil tabii adamlar. Böyle böyle otele attık kendimizi.
14 yorum:
enfesmiş enfes! bu arada, kongre nasıldı yahu?
:)
Doğru söylüyorsun, biz bile asıl gidiş maksadımızı unutmuşuz. Aslı kongrenin K sinden bahsetmemiş :))) Ama bahsetmeye değer olmamasından olsa gerek.
Çok ciddi ölçüde yetersizdi diyelim. Bu durumdan istifade insanlar da siyasi amaçları için ortamı kullanmayı kendilerine bir borç bildiler.
Oh oh suyundan da koy demek istiyorum. Yurumekten ayakkabi tabani parcalamalar, cilgin kokteyler, fallik objelere cikip zirvelerde donup durmalar ve daha adi gecmemis ilginc malzemeler satan muzelerde turlar...
Gunu gun etmisler. Sonra bir de vay efendim wallahi surasi karadeniz wallahi surasi fatih flm. Birak benlen mudur ya.
Eglenmenize sevindim dierektene merakla hollanda kismini bekliyoruz.
Ozellikle tum internet erkekleri adina konusuyorum ismi lazim olmayan kirmizi lambalari ile meshur ilgili sokagin ozellikle gorsel gosterim esliginde detayli anlatilmasi tum internet alemine derin fayda getirecektir :D
Rabişim,
Sanki bu tür kongrelerde durmaksızın sunumlara girip her ağızdan çıkanı not alan insan modeliymiş hareketleri yapma bir kere, senin de yurtdışı kongrelerde yaptıklarını biliyoruz, masalara çıkma, vb. Şimdi burada konuşmayalım :p
Ayrıca Derya sevicisi isimli arkadaşım, kimliğini saklamak delikanlılığa sığmaz,red lighttan da içim kalktı o nedenle anlatımlarla yetineceksiniz söyleyeyim.
Diğer yandan kongre gerçekten berbattı. Bir arkadaşımızın "bir merkezde 1949'dan bu yana kullanılan ölçekler" isimli çalışmayı poster yapması, o tarihten bu yana kullanılan Bender, MMPI gibi testlerin frekansını çıkarması ve sonuç olarak "bu merkez gerçekten çok faideli" diyerek olayı bağlaması "berbat"ın 5'li Likert tipi ölçekte nereye tekabül ettiğini anlatmak için yeterli olur sanıyorum.
O nasıl hayvanat bahçesiymiş öyle maşallah :)
amsterdam anılarını bekliyoruz efenm.
yannız şey kafama takıldı. fotoğraflarda şemsiyelisiniz. Orada mı aldınız? Yok eğer Türkiye'den götürdüyseniz, tebdirliliğiniz karşısında saygıyla eğiliyorum :)
Efkan'cığım,
Hayvanat bahçesi bildiğin gibi değil. Bir videolar var buraya koyamadığım, aklın şaşar. Gösteririmbir ara.
Şemsiye yanımızda götürdüğümüz onlarca tedbir eşyasından sadece biriydi. Bu noktada kendimize obsesif de diyebilirim, ama ne kadar işe yaradıklarını düşününce takdir ve tebriklerini kabul etmeyi daha uygun buluyorum :)
Aslım pek güsel yasmışın, güldürdün beni gece gece. Hep yaz len böyle:)
Hakkaten okurken hepsini bir daha yaşamış gibi oldum. Yüzümde bir gülümseme, aman şundan da bahsetmiş midir acaba, bunu da söylemiş midir acaba :) Sonunu bildiğin bir filmi defalarca izlemek istemek gibi :)))
Her bir tarafına sağlık diyim :)
Ve şunu da ekleyerek bitiriyim: Aslıyla çıkılamayacak yol, gidilemeyecek mekan, keyif alınamayacak zaman yoktur! Canım arkadaşım benim beeee...
Heyoo, bilmukabele diyorum o zaman Derya'cığım. Peki bir sonraki durağımız Çin mi olsun Cape Town mu? :)
Sayin turk halki. Yorumumuzun yaptigi yanlis algilanma dalgasini onlemek amaciyla kurucusu oldugum derya sevisyenleri derneginin tek uyesi olarak bir aciklama yapmayi toplumsal bilince katkida bulunmak amaciyla bir zaruriyet gormekteyim.
Dernegimizin asil adi derya sevisyenleridir. Uyelerine sevici denir. Dernek sadece erkek uyelere acik oldugundan yanlis anlasabilecegi uzerine bahsi gecen sevici kelimesi kesinlikle ayni cinse ilge duyan bayan anlamina gelmemektedir.
Ayrica dernek kayitlari kapanmistir ve uye olmak isteyen diger erkekler hisimla darp edilmektedir.
Saygilarimizla,
Derya sevisyenleri adina
Lider derya sevicisi..
Bu ne sevgi ah bu ne ızdırap demek istiyorum hocam!
Dondukten sonra sol dizimin su topladigini ve bir bilene gosterdigimde "maraton mu kostun? nasil becerdin bu hale getirmeyi?" tepkisini aldigimi belirtmek isterim!
Zira kisiyi inandiramadim cilginca gezerek o hale geldigime :)
Ama kesinlikle degdi! cok super duper anilarla geri donduk :)
ayrica once Rabia simdi de sen Asli'cim, bana gosterdiniz ki yurt disi kongrelerinin en iyi yani edindirdigi arkadaslar! tisikkur ederim!
Pınar'cığım gerçekten çok çok geçmiş olsun...Ama değdi değil mi? :)
Diğer taraftan hislerimizin karşılıklı olduğu konusunda hiç şüphen olmasın. Artık Cape Town olur, Pekin olur bir şeyler yapacağız mecbur. Derya da o zamana kadar bir Cape Town kitabı alır kendine. Cape Town metrolarına kaybolmayalım, aman yılan çıkar, Komodo Ejderi ısırır, sıkıntı olur...
Yorum Gönder