Perşembe, Mayıs 17

Üniversite Giriş Sınavı=Öbür Tarafa Gidip Gidip Geliş Sınavı


Sene 98. Haziran olmuş. Benim gözler de çalışmaktan 1.5 numara olmuş. Tartıda ibre 80'e vurmuş. İnsan değilim adeta. Sebep? ÖSS ve bizim zamanımızda aynı zamanda ÖYS. Şimdi bundan yıllar sonra her gün en az bir tane, ÖSS'ye girmeye hazırlanan çocukla görüşürken, onlara şu olacak bu olacak derken her gün kendi kaygılarımı ve korkularımı yeniden yaşıyorum. Bu, herkesin hayatının bir döneminde gördüğü bir rüya gibi: Sen üniversiteye başlayalı hatta bitireli çok olmuştur. Ama günün birinde o mel'un haber gelir. Sizin sınavda karışıklık olmuş aslında sınavı kazanamamışsınız. Ya da tercihlerde bir hata olmuş bir alt tercihinizi kazanmışsınız. Orası da hep saçma sapan bir yer olur. Yine okuyacaksınız. İşte o an üzerine atom bombası düşmüş gibi olursun. Hatta "huaaaaah" diye rüyadan uyandığında ve herşeyin yerli yerinde olduğunu gördüğünde bile peşini bırakmayan umutsuzluk, çaresizlik, "bitmiş"lik hissi her hücreni doldurur. İşte ben de her görüşmeden sonra, hele de gün yaklaştıkça, bunu yaşıyorum.

Üniversite sınavı bizim için travmaların travması olmuş bunu anlıyorum. Şu an geri dönüp baktığımda o gün için bile anlamsız ve olmayacak tercihleri can havliyle yaptırmış. Öküz gibi yedirmiş, hala kullandığımız kalem çevirme teknikleri öğretmiş, "sınavdan bir gün sonra, yok hatta sınavdan 10 dakika sonra"hayalleri kurdurmuş, saçımızdan teller götürmüş, alnımıza çizgiler getirmiş.

Ben bu ara fazla çalışıyorum galiba...

6 yorum:

elegimsagma dedi ki...

yavrim, şimdi senden post-traumatic growth kismina iliskin seyler bekliyorum, hayde! nevet, bu acilardan ne ogrendin bakalim?:P

yakınuzak dedi ki...

Yavrum,
Sanıyorum "neş'eli ol ki genç kalasın"ı öğrendim. Hayat kısa ne luzumu var kendini kasmanın.
Ama yüksek lisansı bitirip doktoraya heveslenen biri olarak pek bir büyümeden bahsedemeyeceğiz galiba, ne diosun?

Adsız dedi ki...

Yine lise günlerinden birinde Eray demişti ki "oğlum sabret, çalış. Biraz sık kendini sonra hepsi bitecek". Tüm samimiyetimle babam şimdi odaya girip "Barış bir hafta boyunca hergün düzenli olarak çalış sana Ferrari alıcam" dese kabul etmem şeklinde cevabı yapıştırınci ikna olmuştu artık benden hayır gelmiyeceğine. Bu konudaki duygu ve düşüncelerimi ifade ettiğim birşeyler yazmıştım farklı bi yaklaşımla.

yakınuzak dedi ki...

Valla Barış'cım,seninkisi çok başka bir durummuş. Neyse ki okul hayatıyla sınırlı kalmış, yoksa kaplumbağa gibi bi' insan olurdun hafazanallah..
Bi' dakka. Ööle misin len acaba?
:)

İlker Küçükparlak dedi ki...

düşündüm de bu pinokyonun burnu da pek bi fallikmiş yav. yalan sözledikçe uzaması da metaforik babaya meydan okuma gibi sanki ama yinde de ezik bi tip. düşünsene filminde bile roberto benigni oynamış, o derece. yine de yalan söylemekten vazgeçince burnunun büyümemeye başlaması ve insanlaşması manidar olabilir.
illustrasyonda vardı ya, ordan...

yakınuzak dedi ki...

Valla dostum, bence sen bırak bu evrimsel psikiyatri mevzuunu filan, gel seni bir yayınevine koyalım, orada bazı eserlerin böyle psikanalitik okumalarını yap. Şöhrete şöhret deme. Ne diyosun?